Sovyetler Birliğinin nükleer günahları Kazakistanda yaşıyor

0
1
gösterim

TM Dijital Haber Merkezi

Kazakistan’ın Semey kentinin yaklaşık 150 kilometre batısındaki Semey (Semipalatinsk) Test Bölgesi, Sovyetler Birliği’nin nükleer cephaneliğini kurduğu yerdi. Sovyetler, 1949 ve 1963 arasında 110’dan fazla toprak üstü nükleer deneyi ile Poligon olarak bilinen 18 bin 500 kilometrekarelik bir toprak parçasını kullandı. Yeraltı testleri ise 1989 yılına kadar devam etti. Kazak sağlık otoriteleri, bu süreçte bir buçuk milyon insanın nükleer serpintilere maruz kaldığını tahmin ediyor.

ETKİLERİNİN NESİLLER BOYU SÜRDÜĞÜNE İLİŞKİN ÇOK AZ KANIT VARDI

Radyasyonun sağlığa etkileri hakkında bilinenlerin çoğu, akut maruz kalma çalışmalarından gelir. Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentleri ya da Ukrayna’nın Çernobil kentindeki nükleer felakete sebep olan atomik patlamalar, söz konusu radyasyona maruz kalma çalışmalarına örnek olarak gösterilebilir. Bu olaylarla ilgili çalışmalar, yüksek düzeyde maruz kalmanın etkilerinin yanı sıra çevre ve maruz kalan insanlar üzerindeki kalıcı etkilerin de üzerinde net bir bilgi sundu. Bununla birlikte, bu tür çalışmalar, sağlık etkilerinin nesiller boyunca geçtiğine dair çok az kanıt buldu.

Testlerin yapıldığı bölgenin yakınında yaşayan insanlar, yalnızca o dönemde yaşanan nükleer serpintilere değil, aynı zamanda onlarca yıl boyunca düşük radyasyon dozlarına da maruz kaldılar. Kazak araştırmacılar, o dönemde yaşamış olanların yanı sıra o aileler ve çocukları hakkında veri topluyorlar.

30 YIL SONRA HALA DEVAM EDİYOR

Etkilerin her zaman açık veya izlemesi kolay değildir. Ancak araştırmacılar şimdi Poligon kapandıktan 30 yıl sonra hala devam eden bazı etkileri görüyor. Çalışmalar yüksek kanser riskleri olduğunu gösteriyor ve geçen yıl yayımlanan araştırmalar, radyasyonun kardiyovasküler sağlık üzerindeki etkilerinin bir nesilden diğerine geçebileceğini gösteriyor.

Testin karanlık mirasını anlamak, Kazak hükûmetinden hala sağlık yardımı almak isteyen aileler için büyük önem taşımaya devam ediyor. Yeni nesil gen dizilimi gibi en son genetik teknolojiler bu sürece yardımcı olabilir. Kazakistan’da yapılan araştırmalar, uzun süreli maruz kalma risklerinin anlaşılmasını geliştirerek karbon salınımlarını azaltmak için nükleer enerjiyi genişletme önerileri hakkında mevcut tartışmaları bilgilendirmeye yardımcı olabilir.

YERALTI TESTLERİ DE NÜKLEER SERPİNTİ RİSKİNE KATKIDA BULUNDU

Semey’deki Radyasyon Tıbbı ve Ekolojik Bilimsel Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Talgat Muldagaliev, “Nükleer testler büyük bir trajediydi. Şimdi sonuçları incelememiz gerekiyor.” diyor.

2 Ağustos 1953’te sağır edici bir patlama duyuldu. Bu, 400 kiloton TNT’ye eşit bir kuvveti açığa vuran ikinci nesil bir nükleer silah olan, Hiroşima’ya atılan bombanın gücünün 25 katından daha fazla enerji çıkaran bir termonükleer patlamaydı. 1953 nükleer testi olarak kayıtlara geçen ve Semey Test Bölgesi’nde insan maruziyeti açısından en zarar verici olduğu düşünülen testti.

12 Ağustos 1953’te yapılan Hiroşima’ya atılan bombanın gücünün 25 katından daha fazla enerji açığa çıkaran patlama

1953 yılına kadar Sovyet ordusu zaten dört yıl boyunca sahada testler yapmıştı. Sovyet ordusu patlamaların binalar, köprüler, taşıtlar ve hayvancılık üzerindeki etkilerini incelemek için uçaklardan ve platformlardan bombalar atmıştı. Fakat Sovyet ordusu, Kazak bozkırlarındaki sert rüzgârların nükleer serpintileri komşu topluluklara sızdırabileceği fikrine ya ilgisizlerdi ya da görmezden geliyorlardı. Sovyetler Birliği temsilcileri, 1963’te yer üstü testlerine son veren Sınırlı Test Yasağı Anlaşması’nı imzaladılar. 1989’a kadar devam eden yeraltı testleri bazı nükleer serpintilere maruz kalma risklerine katkıda bulunmuş olabilir, ancak Poligon’un ilk 14 yılındaki atmosferik testleri akut maruz kalma açısından en tehlikeli yıllar kabul edilir.

ETKİLER YILLARCA FARK EDİLEMEYEBİLİR

Soğurulan radyasyon dozları genellikle Gray (Gy.) ölçü birimi ile ölçülür. Yaklaşık 1 Gray’den başlayan yüksek dozlar, hücreleri öldürmek ve dokulara zarar vermek için yeterlidir. Bu seviyenin üzerinde maruz kalan insanlar sıklıkla kusma, ishal veya kanama ile karakterize bir durum olan radyasyon hastalığına yakalanırlar. Maruz kalmaya ve hücre ölümünün derecesine bağlı olarak, insanlar ilk patlamadan (ışınlanma düzeyi) saatler ilâ haftalar içerisinde ölebilirler. Ağustos 1956’da, Poligon’da yapılan bir yer üstü testi, test alanının yaklaşık 400 kilometre doğusunda bulunan Ust-Kamenogorsk sanayi kentinde 600’den fazla kişinin radyasyon hastalığına yakalanmasına neden oldu. Ancak şehirde kaç kişinin öldüğüne dair bir kayıt yok.

Ayrıca radyasyona Poligon’un yakınında hamilelik aşamasında maruz kalan kadınların, Down Sendromu ve doğuştan sakatlıkları dahil olmak üzere kromozomal hastalıkları olan çocukları doğurması daha muhtemeldir.

Ancak bazıları için, etkiler yıllarca fark edilemeyebilir. Valentina Nikonchik için de durum buydu. Patlamanın onu devirmesinden yıllar sonra, doktorlarının ve testlerin patlamaya maruz kalmayla ilişkili olduğunu düşündüğü kalp hastalığı ve tiroit sorunları olduğunu öğrendi. Nikonchikiçin, “O zamanlar ben çocukken, bu testin sağlığa etki edeceğini hiç düşünmedik.” dedi.

KAYITLARIN TUTULDUĞU YER: DİSPANSER NO. 4

Sovyet ordusu, Ust-Kamenogorsk sakinlerinde radyasyon hastalığına yol açan Ağustos 1956 testinden sonra, ihtiyacı olanlara bakmak ve sağlık verilerini toplamak için “operasyon temelli” hizmet etmeyi amaçladığı gizli bir tıbbi klinik kurdu. Kliniğe 4 Numaralı Dispanser adı verildi. Sovyet ordusu, kliniğin amacını gizlemek için, “çiftlik hayvanları tarafından yayılan bakteriyel bir hastalıktan sonra tıbbi bakım arayanların muayene edildiğini” söyledi. Ancak klinik hastaların durumu, hastalığın çözümü ve tam olarak neyin yanlış olduğu gibi hiçbir bilgi vermedi.

Moskova’dan bir grup yetkili, 1991 yılında Kazakistan’ın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını takiben söz konusu kliniği açmak için Semey’e özel bir komite gönderdi. Bazı kayıtlar imha edildi. Diğer sınıflandırılmış dosyalar Moskova’ya iade edildi. Bugünün araştırmacıları bile bu kayıtların içeriğinin farkında değil. Geriye kalan gizli sağlık veri dosyaları Bilimsel Araştırma Radyasyon Tıbbı ve Ekoloji Araştırma Enstitüsü (IRME) olarak yeniden adlandırıldı.

İzleme ekipmanlarını tutan beton sütunlar hala Semey Test Alanında duruyor

Dispanser No. 4 veya diğer adıyla IRME’de, Poligon testlerine maruz kalan kişilerin sağlığına ilişkin tüm bilgiler tıbbi sicile kaydedildi. Sicilde, insanlar yaşadıkları yerin yanı sıra nesillere ve ne kadar radyasyon aldıklarına göre gruplandırıldılar. Kayıtlarda, radyasyona maruz kalan her kişi bulunmasa da, bir noktada 3 kuşak boyunca 351 binden fazla kişi listelenmiştir.

KEŞFEDİLMEMİŞ BİR KAYNAK

Bunların üçte birinden fazlası öldüğü ve birçoğunun da bağlantılarını değiştirdiği veya kaybettiği bildirildi. Ancak Muldagaliev’e göre, 1962’den bu yana yaklaşık 10 bin kişi sürekli olarak gözlemlendi. Araştırmacılar, kayıt defterini uzun vadeli ve düşük dozlu radyasyonun etkilerini anlamak için önemli ve nispeten keşfedilmemiş bir kaynak olarak görüyorlar.

Genetikçiler bu geri kalan kayıtları radyasyonun jenerasyon etkilerini araştırmak için kullanabildiler. 1990’lı yılların sonunda Kazak araştırmacıları, Poligon’un çevresinde yoğun şekilde radyasyona maruz kalan bir kasaba olan Beskarağa’ya gitti. Her biri üç kuşaktan oluşan 40 aileden kan örnekleri topladılar ve analiz için İngiltere’deki Leicester Üniversitesi’nden Yuri Dubrova’ya gönderdiler. Bir genetikçi olan Dubrova, çevresel faktörlerin germ (üreme hücreleri) hattı üzerindeki etkisini, spermlerde bulunan DNA’yı ve çocuklara aktarılabilecek yumurtaları incelemede uzmanlaşmıştır. Dubrova, maruz kalan aileleri incelemek ve nesiller boyunca mutasyonların görünümünü ortaya çıkarmak için çalışmayı çok istediğini söylemişti.

Dubrova ve arkadaşları 2002 yılında, doğrudan maruz kalanların mikrop hatlarındaki mutasyon oranının neredeyse iki katı olduğunu bildirdi. Etkiler, doğrudan patlamalara maruz kalmayan sonraki nesillerde devam etti. Çocukları kontrol grubuna göre yüzde 50 daha yüksek oranda germ (üreme hücreleri) mutasyonu geçirmiştir.

Dubrova, eğer araştırmacılar nükleer ışımaya maruz kalan ebeveynlerin çocuklarında mutasyon şeması kurabilirlerse, o zaman uzun vadeli, nesiller arası sağlık risklerini tahmin etmenin bir yolu olabileceğini düşünüyor.

Dubrova, “Bu bir sonraki zorluk. Yeni nesil gen düzenlenmesi gibi tekniklerin potansiyel olarak bize insan mutasyonlarının etkisi hakkında gerçek bilgi sağlayabileceğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullanıyor.

KAYNAK : AKŞAM GAZETESİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here